13 Ağustos 2013 Salı



SEMERKAND TV KASRİKTEN GEÇENLER -01-



BU MUAZZAM PROGRAMI SEYRETMENİZİ TAVSİYE EDERİM.

23 Mart 2013 Cumartesi

ÖMER NASUHİ BİLMEN KİMDİR ?



Ömer Nasuhi Bilmen kimdir Ömer Nasuhi Bilmen Hakkinda ( 1883)- (12.10.1971) 

1883'te Erzurum'un Salasar köyünde doğdu. Babası Hacı Ahmet Efendi, annesi Muhibe Hanım'dır.Küçük yaştayken babasının vefat etmesi üzerine, Erzurum Ahmediyye Medresesi müderrisi ve nakibüleşraf kaymakamı olan amcası Abdürrezzak İlmi Efendi'nin himayesine girdi. Amcasının ve Erzurum müftüsü Narmanlı Hüseyin Efendi'nin rahle-i tedrisinden geçti. 

İki hocası da yakın aralıklarla ölünce, 1908'de İstanbul'a giderek derslerine devam ettiği Fatih dersiamlarından Tokatlı Şakir Efendi'den icazet aldı. Ders Vekaleti'nce açılan imtihanı kazanarak 1912'de dersiâmlık şehadetnâmesi aldı. Bu arada okumakta olduğu Medresetü'l kudat'ı da bitirdi. 1912 yılının eylül ayında Bayezid Medresesi dersiâmı olarak göreve başladı.1913'te Fetvâhâne-i Ali müsevvid mülazımlığına tayin edildi. Bir yıl sonra başmülazımlığa terfi edildi.1915'te Heyet-i Te'lifFiyye üyesi oldu, 1922'de bu dairenin kaldırılması üzerine dersiâmlığa devam etti. 

1943'te İstanbul müftülüğüne getirildi.30 Haziran 1960 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'nin beşinci Diyanet İşleri Başkanı olarak atandı ve daha bir yılını bile doldurmadan emekliye ayrıldı.On ay gibi kısa bir sürede görevinden ayrılmasının nedeni, dönemin yöneticilerinin Türkçe ezan ve daha bir çok konuda Diyanet İşleri Başkanlığı'nı politik amaçlarına alet etmek istemesiydi. 

Ömer Nasuhi Bilmen de, selefleri gibi dini meseleler konusunda asla taviz vermeyen bir yapıya sahipti. Nitekim, 1960'lı yıllarda dinde reform gerekliliğini savunan ve bunun için çabalayanlara: "Bozulmayan bir dinde reform mu olur" diyor ve İslam'ın ortaya koyduğu iman, ahlak ve hukuk ilkelerinin orjinalliğini, evrenselliğini kendinden beklenen liyakat ve cesaretle savunuyordu.

Uzun memuriyet hayatı boyunca öğretmenlik hizmetinde de bulunan Ömer Nasuhi Bilmen, Darüşşafaka Lisesi'nde yirmi yıla yakın bir süre ahlak ve yurttaşlık dersi okuttu. İstanbul İmam Hatip Okulu'nda ve Yüksek İslam Enstitüsü'nde usul-i fıkıh ve kelam dersleri verdi. Hayatının sonuna kadar ilmi çalışmalarını sürdürdü ve sekiz ciltlik tefsirini emekli olduktan sonra yazdı. 

12 Ekim 1971'de İstanbul'da vefat eden Ömer Nasuhi Bilmen Edirnekapı Sakızağacı Şehitliğine defnedildi.

Ömer Nasuhi Bilmen, İstanbul müftülüğüne tayin edildiği tarihten itibaren vefat edinceye kadar gerek ilmi ve ahlaki otoritesi, gerekse sâmimi dindarlığı ve tevazuu ile dini konularda ülke insanının başlıca güven kaynağı olmuştu. Ehl-i sünnet mezhebini şahsında tam bir liyakatla temsil ettiği için herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştı. Bunda şüphesiz, yaşadığı sürece aktif politikanın dışında kalmasının da önemli bir rolü vardır. Arapça ve Farsça'yı da çok iyi bilen, Türkçe ile birlikte üç dilde şiir yazabilen Ömer Nasuhi Bilmen, bir ara Fransızca'ya da merak sarınış ve bu dili de tercüme yapabilecek kadar öğrenmişti. Kendisi Erzurum ağzı ile konuştuğu halde eserlerinde kullandığı üslup ağdalı fakat mükemmel denebilecek kadar sağlamdır. Gençliğinde yazdığı Türkçe ve Farsça şiirlerinde de duygu, düşünce ve ölçü açısından oldukça başarılıdır.Hayatının büyük bir kısmını telifle geçiren ve temel islami ilimler alanında çok sayıda eser verdi.

ESERLERİ

*Latin harflerinin kabulünden sonra Türkiye'de İslam hukuku alanında kaleme alınmış ilk ve en muhtevalı eser olan ve o dönemde akademik çevrelerde büyük yankı uyandıran Hukuk-ı Islamiyye ve Islahat-ı Fıkhıyye Kâmûsu; mezhepler arası mukayeseli sistematik bir İslam hukuku kitabıdır. 

*Onun Türkiye çapında tanınmasını sağlayan diğer önemli bir eseri de, Büyük İslam İlmihali'dir. 

Diğer eserleri; 

Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Meali Alisi
Kur'an-ı Kerim'in Türkçe Tefsiri, 
Büyük Tefsir Tarihi, 
Kur'an-ı Kerim'den Dersler ve Öğütler, 
Sure-i Fethin Türkçe Tefsiri 
İ'tilâ-yı İslam ile İstanbul Tarihçesi, 
Hikmet Goncaları, 
Muvazzah-ı İlm-i Kelâm, 
Mülahhas İlm-i Tevhid 
Akaid-i-İslamiye, 
Yüksek islam Ahlakı, 
Dini Bilgiler'dir. 

Ömer Nasuhi Bilmen'in ayrıca gençlik 
yıllarında Farsça olarak yazıp Türkçe'ye 
çevirdiği Nüzhetü'l ervah adlı bir divançesiyle, 
İki Şükûfe- i Taaşşuk adlı bir de ,romanı vardır.

18 Mart 2013 Pazartesi

ENFUS NE DEMEKTİR ?





ENFÛS 



Nefisler, ruhlar, canlar, yasayanlar. Nefsin çoğulu; enfûs ve nüfûs. 

nsanın iç dünyası, psikolojik yapısı, ruh âlemi. 

Mâbi'l enfûs: Nefislerde olan enfûs, sübjektif demektir. 

Nefislerde olan fikirler, kavramlar, zanlardır. 

Allah, insana nefsinde olanı değiştirme yetkisi verdi. Zaten emâneti insan yüklendi (el-Ahzâb, 33/72). 

İnsan çok zâlim (bu emânetin gereğini yapmadı), sok câhil (öğrenmek istemedi, cehâlete daldı) diye anlatılır. 

"Nefsini arındıran kurtulmuştur; azdıransa ziyandadır" (eş-şems, 91/10). 

"Andolsun nefse ve onu düzenleyene ki, nefse fücûrunu da, takvâsını da ilham etmiştir" (eş-şems, 91/7-8). 

"Onlar, nefislerinde olanı değiştirmedikçe, Allah, bir kavmin durumunu değiştirmez " (er-Ra 'd, 1 3/ 11) . 

"Nefislerinizde olanı gözlemiyor musunuz?" (ez-Zâriyât, 51/21). 

''Onlara ayetlerimizi âfâkta (evrende) ve enfûste (nefiste) göstereceğiz. Tâ ki Kur'an'ın hak olduğu onlar için açıklığa kavuşsun '' (Fussilet, 41/43). 

Allah'ın âyetleri, hem kitapta, hem de âfak/enfûstedir. Enfûs'teki âyetleri yalanlamak kolay değildir. 

Bu ayetler, "kitap ayetleri"nin gerçek olduğunu gösterme gücüne sahiptir. Onların gerçek olduklarına tanıklık ederler. Yeryüzünde dolaşıp da, âfâktaki ve kendi isinde enfûsteki âyetleri görebilen bir insanın hidâyete erişmemesi için, kalp gözünün kapanmış olması gerekir. Onlar ise hevâlarına uyanlardır (er-Rum, 30/25), dolayısıyla Allah da kalplerini mühürlemiştir (Muhammed, 47/16). Onlar, karanlıklar içindedirler ve azâbı haketmişlerdir (el-Hadîd, 57/9). 

Mücâhid, Taberî ve Beydâvî gibi müfessirler, enfûsü, Mekke'nin fethi şeklinde tefsir etmişlerdir. Atâ b. Ebı Rebah âfâkı "dış dünyada mevcut olan bütün varlıklar" şeklinde tarif etmiştir. Âlemdeki maddî görünen şeyler, âfâkı âyetleri; insanın iç dünyası ile ilgili şeyler enfûsı ayetleri teşkil eder. 

Mücâhid, Hasan el-Basri "enfûslerinde göstereceğiz " lâfzını, Bedir olayı; Mekke'nin fethi; Allahu Teâlâ'nın Muhammed ve ashâbına yardımı ve bâtıl taraftarlarını yalnız bıraktığı; insanın mürekkep olduğu şeyler, insandaki maddeler, karışımlar ve garip durumlar, hey'etler; teşrih ilmi ya da insanın yaratılışında bulunan birbirine zıt güzellik-çirkinlik vb. haller; insanın kendi güç, kuvvet ve kabiliyetleriyle üstesinden gelemeyeceği şeyler altında kendi bedeninde tasarrufta bulunması, sakınması ve onları yenememesi şeklinde izah ederler. 

Tasavvufî tefsirlerde, ayetlerin âfâk ve enfûste gösterilmesi "ölüm" şeklinde tefsir edilmiştir. Ölüm, genel ve özel olarak ikiye ayrılır. Tabii ölüm; nefislerin, şehvetlerin ölümüdür. Özel ölüm; hak gözüyle bakmak, kâinattan geçip hakka bakmak, bütün sıfatların bir tek sıfat olması ve sırf hakkı görmek, kulun halden hâle geçerek, eşyayı hak ile kâim görmesi, eşyayı hakta fâni görmesi. 

Tasavvuf düşüncesine göre insanı kuşatan dış dünya büyük, (âlem-i kübrâ, makro kozmos); insanın kuşattığı dünya, enfüs küçük âlemdir (âlem-i asgar, mikro kozmos). İnsan ve iç dünyası, büyük âlemin küçültülmüş bir örneğidir. Bu nedenle dış dünyada varolan her şeyin insanda da bir karşılığı vardır. Sözgelimi insanın gövdesi yeryüzünün, ruhu gökyüzünün, kalbi dağların ve cennetin, kalbindeki bilgiler cennetteki meyvelerin, kalbe gelen feyz ve ilham yağmurların, nefs karaların karşılığıdır. Dolayısıyla Allah'ın dış dünyadakiayetleri, aynen insanın iç dünyasında da bulunmaktadır. Fakat dış dünyadaki ayetler akıl ve tecrübe yoluyla kavranırken enfûsteki ayetleri lûb ya da basiret denilen akıl-üstü güçle kavranır. Basiret Allah'tan kaynaklanan bir güçtür ve dış dünyayı görmeyi sağlayan gözün (basar) enfûsteki karşılığıdır. Enfûsteki ayetleri basîret yoluyla kavrayan insan, Allah hakkında kesin, yakın bilgiye ulaşır. 

Enfûs ve âfâk hakkındaki bu temel yaklaşımlar mutasavvıfları, Kur'an'ın dış (lâfzı, zâhirî) anlamı yanında enfûsî (iç, bâtın) anlamlarını araştırmaya, Kur'an'da geçen kıssaları insanın iç dünyasına tatbik etmeye götürmüştür. İç anlamları araştırma ve tatbik yoluyla tefsir, İbn Arabî, Kâşânî ve Simnânî gibi mutasavvıflarca zirveye ulaştırılır. Bu tefsir yöntemine göre sözgelimi Hz. Musa kıssasında geçen "na'leyn" (iki ayakkabı) iki dünyayı simgeler. Dolayısıyla "iki ayakkabını çıkar" buyruğu iki dünyayı da bir yana atarak ilim ve irfana ulaşmayı emretmektedir. Yûsuf kıssasında da Hz. Yûsuf yetenekli kalbi; babası Hz. Yâkub aklı; kardeşleri de iç ve dış duyuları (havas-ı zâhire ve bâtına), temsil eder. 

Ahmed ÖZALP